|
Bu haber Metin YAVUZ tarafından 01.04.2010 tarihinde eklenmiş, 763 kez okunmuş.
Üretimde Hız ve Hatayı Azaltmayı Hedefleyenler Yapay Görme Sistemlerine Geçmeli İnsana ait birçok faktör nedeniyle yapay görme sistemlerinin günümüzde olmazsa olmaz konumda olduğunu kaydeden Sedat Sami Ömeroğlu, “Üretim aşamasında otomasyon kullanan, kalitede ‘sıfır hata’ hedefi ile çalışan ve üretim hızına önem veren işletmeler bu sistemleri tercih etmek zorunda” dedi.Her şey den önce söylemek isterim ki ‘ben kimim’ den öte, ‘ben neyim’ i daha anlamlı buluyorum. 1956 İstanbul doğumluyum. Evliyim, eşim öğretim üyesi ve bir kızım var. Maçka Teknik Lisesi elektronik bölümünü ve ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdim. Uzun süre elektronik ve bilgisayar alanında birkaç teknoloji firmasında çalıştıktan sonra birazda mecburiyetten doğan sebeplerle 1994 yılında kendi işimi kurma kararı aldım. Bir süre araştırma sonrasında etik değerlere sıkı sıkıya bağlı kalarak 1995 Haziran ayında ilk girişimlere başladım. Nihayet 1996 yılbaşında E3TAM anonim şirket olarak doğdu ve bugün de bildiğiniz gibi varlığını, doğru işler yaparak sürdürmeye çabalıyor. YAPTIĞIMIZ İŞİ EN İYİ ANLATAN İSİM E3TAM’ın kuruluş hikâyesinden, isminin nereden geldiğinden ve tam olarak ne iş yaptığından bahseder misiniz. Ben genç yaşımda mühendis olmayı hedefleyip bunu başarabilmiş şanslı kişilerden biriyim. Uzun yıllar teknisyenlik ve mühendislik yaptım. Mesleğini yapmaktan gerçekten mutlu olanlardan biri oldum. Türkiye’ de 1980’ den itibaren bilgisayarla uğraşan ilk gruptaki mühendislerden biri oldum. Daha sonra birkaç firmada teknik servis mühendisliği ve yöneticilik yaptıktan sonra yaşın da bir miktar kemale ermesi sebebiyle kendi işimi yapmam gerektiğine karar verdim. Tüm bu aşamalarda daha önce yaptığım işlerde ustalarımdan edindiğim ahlak ve bilgi doğrultusunda bilgisayarın endüstride kontrol amaçlı kullanımını hedefledim. Bu noktada yaptığım araştırmalar ve girişimler sonucunda 1995 yılında ön faaliyetlerimize başladık ve 1996 yılında anonim şirket olarak iş yaşamına katıldık. Kimilerine tuhaf da gelen bu alfa nümerik karakterli ismimizin nereden geldiği çokça merak edilir. Biz firmayı kurarken ülkemizde “ bilgisayar ve otomasyon ya da Ar-Ge ” gibi kavramlar yeni yeni telaffuz ediliyordu. Biz bu alanda çalışmayı hedefledik ve iş konularımızı alt alta yazdık, bu süreçte yüzlerce farklı isim gelip geçti aklımızdan. İsmimizin yaptığımız işi anlatması prensibinden hareketle “Endüstri, Test, Teknoloji, Tasarım, Ar-Ge ve Mühendislik” kelimelerinin baş harflerinden oluşan E3TAM ortaya çıktı. Hiç yorum yapmadık ve isim olarak kullanmaya başladık. Yaptığımız iş genel olarak bilgisayar tabanlı Test ve kontrol sistemleri ( terminolojideki yeni adıyla PAC ) tasarımıdır. Ya da diğer bir deyişle tek boyutlu sinyal işleme ve 2 boyutlu sinyal/görüntü işleme sistemleri tasarlıyoruz. MÜHENDİSLİK İÇGÜDÜSÜ İLE YOLA ÇIKTIK Çok özel bir iş sahanız var. 1995’te E3TAM kurulurken böyle bir ihtiyaç var mıydı? Bir talep sonucunda mı ortaya çıktı. Böyle bir ihtiyaca yönelik detaylı iç piyasa araştırması yapmamıştım. Belki de bu işi yapabileceğime, yapmam gerektiğine mühendislik içgüdüsü ile karar verdim. Yurt dışı tecrübelerim ışığında merak, istek veya öngörü ağırlıklı bir seçim olduğunu söylemeliyim. Yola çıktıktan, bir süre sonra yaptığımız işin gerçekten de önemli bir ihtiyaç olduğunu anladık. Ama beraberinde bazı şeyleri önce düşünmenin ve yapmanın her zaman ve bazı açılardan avantaj olmadığını da anladık. Birçok teknolojik yenilik ve kavramı Türkiye’ ye ilk olarak biz getirdik ve uyguladık. Bilgisayarın ev ya da ofisten çıkarak endüstride bir iş istasyonu olarak kullanımı, paralelinde yazılım ağırlıklı test, ölçüm ve görüntü işleme tabanlı kalite kontrol kavramının bilgisayarla denetlenmesi ve gerçeklenmesinin üretimdeki önemini, ilk düşünen ve uygulayan biz olduk. Birçok ürün, proje, yenilik bizim tarafımızdan sunuldu, Ancak bundan her zaman biz kazançlı çıkamadık. Bu işlere soyunduğumuzda ülkemizde konuya vakıf yetişmiş eleman hiç yoktu. Hala da çok yok. Biz doğru kişileri bulmak için çok çabaladık, bulamadık. Bu nedenle biz yetiştirdik. Bu iş için çok yorulduk, çok enerji harcadık. Sonrasında ve şimdilerde birileri gelip hazıra konuverir oldu. O kadar zorlanmanızın ve emeğinizin karşılığını hiç olmazsa manevi olarak alamamak bizi çok üzmüştür. Özellikle gençlerde vefa kalmaması gelecek adına üzücüdür. YAPTIĞIM HER İŞTE ESTETİK KAYGISI GÜTTÜM Söyledikleriniz ve anlattıklarınız sanatçı yaklaşımını andırıyor. Sanatla ilişkiniz var mı. Ben böyle bir iddia da bulunamam. Ancak siz böyle söyleyince çocukluğumu hatırladım. Çok küçük yaşlardan beri çalışma hayatının içinde oldum. 14 yaşında kendi mahallemde radyo yayını yapıyordum. Okul sonunda rahmetli babama karnemi her götürdüğümde şöyle bir bakmış ve “ aferin, yarın çalışmaya başlıyorsun ” deyip beni ya mahalle fotoğrafçısına, ya radyo tamircisine, ya da marangoz yanına yaz tatili için çırak olarak vermişti. Sanırım babamın bu yaklaşımı bu gün yaptığım işe estetik değerler katma becerisini geliştirdi. Bir seferinde babamın şu öğüdünü daima minnetle hatırlarım: “Bak oğlum 3 çeşit çalışan vardır. Birincisi ameledir, emeği ile kazanır. İkincisi zanaatkârdır, emeğine bilgisini katar. Üçüncüsü ise sanatkârdır, emeğine bilgisini, bilgisine yüreğini katar. Sen olacaksan sanatkâr ol. ” Ben her yaptığım işte bir estetik kaygısı güttüm. Bu manada sanatkâr olmaya aday oldum. Bunun için çalıştım. Ama iddialı olamam. Birazda işlerinizden bahsedelim. Bu sıralar gündeminizde neler var, sizi en çok neler meşgul ediyor. Şu an yapmakta olduğumuz, bağlantıları daha önceden yapılmış olan bazı projelerimiz var. Buna şükrediyoruz. Bu projeler önümüzdeki birkaç ay bizi meşgul edecektir. Ancak bunlardan sonra yeni iş bağlantılarımız var olsa da güvenmek adına temkinliyiz. Sektörde birçok meslektaşımızın iş yapmayı beklemediği bir dönemde biz de beklentilerimizi en aza çektik. Elimizdeki işlerden sonraki dönemi, kendimizi yenilemek, birbirimizi dinlemek ve yeniden organize olmak için kullanmayı planlıyoruz. SONBAHARA KADAR DÜZELME OLMAZSA BAŞKA TÜRLÜ SORUNLAR DOĞABİLİR Durum bu kadar kötü mü gerçekten. Ben istemeden de olsa, durumun yakın gelecekte daha kötü olabileceğinden endişe ediyorum. Eğer dünya sonbahara kadar bir hareketlenme yaşar ve krizi aşma konusunda adımlar atar ise, Türkiye gecikmeli de olsa daha çabuk kurtulur bu durumdan. Ama bu olmazsa, korkum odur ki ülkemizde ekonomik denge daha fazla bozulabilir. Bu da “ harmonik kriz dalgası ” senaryoları üretmek için yeterli olabilir. Zaten yazın azalan iş hacmi tatil dönüşü eylül ekim aylarında da devam ederse başka sıkıntılar yaşanabilir. Sesler daha da yüksek çıkmaya başlayabilir. Aklımıza getirmek bile istemeyeceğimiz şeyler olabilir. Bu noktada gerçekten çok yanılmak isterim. AR-GE' NİN NE OLDUĞU TAM OLARAK BİLİNMİYOR Biraz da Ar-Ge’ den konuşabilirmiyiz. Ar-Ge’ nin ne olduğu tam açıklıkla bilinmiyor. Türkiye’ de Ar-Ge bence yeterli anlamda desteklenmiyor. Mevzuatta, Ar-Ge sürecinde çalışan mühendis sayısı, üretim miktarı gibi bazı sorular var. Bunların bu tür çalışmaları çok olumlu etkileyeceğini düşünmüyorum. Tarifler, anlamlar, verilen destekler, şartlar çok belirgin değil; dağınık durumda. Oysa kanımca Ar-Ge bir mühendisle de yapılabilir, bir ekiple de yapılabilir. Üstelik yerinde ve bağımsız da yapılabilir. Buraya sayı sınırı koymak ne kadar mantıklı? 50 mühendis çalıştırabilen firmaların sayısı istenilen seviyelere ulaşsa zaten ülke olarak sorunumuz kalmazdı. Diğer taraftan herkes Ar-Ge diyor ama cefasına katlanmak isteyen çok az. Mühendis almak için ilan verdiğimizde, gelen genç arkadaşlarımızın çoğunlukla Ar-Ge’nin ne olduğunu, nasıl yapıldığını, ne yapması gerektiğini bilmediklerini sıkıntıyla izliyoruz. Teknoparklar da yerleşim ve lojistik imkânlar gibi bazı kısıtlamalar nedeniyle her zaman firmalara çok uygun değil. Orada vergi indirimi, destekler ve teorik bilgi aktarımı gibi ciddi faydası yanında bir yer kiralamak, personeli oraya ulaştırmak, diğer işletme maliyetlerini üstlenmek, bazen rakiplerle iç içe olmak gibi olumsuzluklar da var. Üniversite eğitiminin teorik, ezber ağırlıklı olması da bu çalışmaları etkiliyor. Üniversitelerimiz bilgiye açık, üretime hazır, pratiği güçlü, eli tornavida tutan, zamanı verimli kullanmayı bilen mühendisler yetiştirmelidir. Oysa bu gün üniversiteyi bitiren genç mühendislerimiz her şeyi öğrendiklerini ve diplomanın gelecek için yeterli olduğunu düşünüyor ve kendilerini geliştirme konusuna önem vermiyorlar. Bu büyük bir hatadır. Öğrenme hayat boyu devam eden bir süreç ve bizim işimiz çok dinamik bir meslek dalı. Bir anlamda “ vefasız ” bir yapısı da var. Özetle günümüz mühendisinin bir eli kalem diğer eli de mutlaka tornavida tutmalıdır. Tuşlara iyi basmak mutlak gerekli olsa da asla yeterli değildir. Sizde Ar-Ge çalışmaları nasıl. Biz sistem mühendisliği yapıyoruz. Test ve ölçüm sistemleri tasarlıyoruz ve yaptığımız işler büyük oranda Ar-Ge çalışmasına dayanıyor. Her iş kendi içinde teknik bir maceradır. Standart olarak ürettiğimiz ya da ithal ettiğimiz ürün sayısı çok çok az. Yani bir terzi gibi siparişe göre iş yapıyoruz. Bu sebeple Ar-Ge çalışmaları, yaptığımız işlerin çok büyük bir oranını kapsıyor. Zaten firmamızın adının açılımında “ Ar-Ge ” tanımını kullanmamızın sebeplerinden biri de budur. Farklı sektörlerde farklı çözümler ürettiğimiz ve ileri teknoloji otomasyon kullandığımız için Ar-Ge çalışmalarını aralıksız olarak devam ettiriyoruz. Bu noktadaki en büyük sorunumuz, bunu özellikle son kullanıcıya ya da müşteriye anlatmakta ciddi güçlük çekmemiz. Bu noktada beceri problemimiz var. TEKNİK EĞİTİMİN YENİ BAŞTAN ORGANİZE EDİLMESİ LAZIM Az önce pek değinemedik, üniversitelerin teknik eğitimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz. Bence mühendislik ya da teknik eğitimin yeni baştan organize edilmesi mutlaka lazım. Dünya koşuyorsa siz yürümeyi hedefleyemezsiniz. Onlarla beraber koşacak, rekabet edecek, zamanı kullanmasını çok iyi bilecek, bir eli tornavida diğeri kalem tutan mühendis ve teknisyen yetiştireceksiniz. Başkalarının ürettiği son teknoloji ürünleri ya da makineleri çok iyi kullanan operatör yetiştiren bir ülke olmamalıyız. Kendi teknolojisini geliştiren ve tüm dünyayla bunu paylaşabilen, lider bir ülke olmak hedefimiz olmalıdır. Burada üniversite-sanayi işbirliği çok önemli bir girişimdir. Bu noktada üniversitelere büyük sorumluluk düşüyor. Sadece teorik olarak eğitim almış, ezber yaparak mezun olmuş mühendisler ülkeye çok faydalı olamazlar. Türkiye’ de bu konuyla ilgilenen, işi bilen herkes bir araya gelmeli ve çözüm yolunu mutlaka bulmalıdır. Yetkili olanlar, bunların uygulanması konusunda gerekenleri çabuklukla yapmalıdır. KALİTELİ VE SERİ ÜRETİM İÇİN, GÖRÜNTÜ İŞLEME Görüntü işlemenin yaptığınız işlerde ön plana çıktığını söylemiştiniz. Neden böyle oldu anlatabilir misiniz. Eğer otomotiv, cam, ilaç, ambalaj içecek vb. daha birçok sektörde olduğu gibi, üretim aşaması sonunda gözle kalite kontrol yapılıyorsa, yapay görme olarak da adlandırdığımız bu tip uygulamalara mutlak ihtiyaç duyulur. İnsana ait birçok faktör nedeniyle bu çeşit sistemler günümüzde olmazsa olmaz konumdadır. Üretim süreçlerinde otomasyon kullanan, kalitede “ sıfır hata ” hedefi ile çalışan ve üretim hızına önem veren işletmeler bu tip akıllı sistemleri tercih etmek zorundadır. E3TAM bu konuda öncü bir firmadır. Türkiye’ de bu tip birçok projenin ilkini gerçekleştirdiğimizi, yaptığımız birçok projenin dünya çapında olduğunu söyleyebiliriz. Roket uçuş testlerinden, cam bardakların kalite kontrol testlerine kadar birçok uygulama yaptık. ST. Robotik - Mekatronik Dergisi / Aralık 2009 |